X


ALMANYA'NIN GAUDI'Sİ, HUNDERTWASSER

image banner

Fotograf: Michael Selzer

Ruhların, özellikle dahi ruhların ölmediğine kuvvetle inananlardanım. Acaba Gaudi´nin ölümünden sadece iki yıl sonra Hundertwasser´ın doğması bir tesadüf müdür? Antonio Gaudi´nin Barcelona’daki binasi Casa Mila oldukça iyi bilinen bir Unesco mirası. Hunderwasser ise eserleriyle dünyanın birçok yerinde hatırı sayılır bir ressam mimar. Ölmeden önceki son projesi olan Grüne Zitadelle bu ayki konum.

Grüne Zitadelle´yi yani Türkçesiyle yeşil iç kaleyi ilk gördüğümde aklıma ilk olarak Gaudi geldi. Aslında tümüyle çok farklı olmalarına rağmen verdiği etki şaşırtıcı yakınlıklalar içeriyor. Casa Milada sanatçı dalgalı deniz ve deniz yosunları duygusu yaratmak isterken, Grüne Zitadelle'de orman ve orman canlıları ele alınmış. Almanya’nın Saksonya-Anhalt eyaletinin başkenti olan Magdeburg´da bulunan bu yerleşim yerinin inşaatı 2005´de tamamlanmış, yani düşündüğünüz gibi zamanımızdan çok eski değil. Binanın bir diğer önemli özelliği ise mimarin ölmeden önceki son projesi olması.Fotograf: Michael SelzerFotograf: Meriç Selzer

Almanya’dan Avusturalya’ya, Japonya´dan Kaliforniya´ya uzanan geniş bir yelpazede iyi tanınan ressam mimar Friedensreich Hundertwasser´in hikayesi de eserleri kadar enteresan ve çeşitli. Kimdir peki bu Hundertwasser?

Hundertwasser babasını çok erken yaçta kaybeder, 2.Dünya Savaşı sonrası Yahudi annesi ile oldukça zorlu zamanlar geçirirler. Hitler zamanında Yahudilerin hayat tehlikesi olduğu için, annesi Katolik gibi davranarak kendi kimliğini gizler, çocuğunu da Hitler Gençlik kamplarına gönderir ki Yahudi olmadıklarına iyice inanılsın diye. Sanatçının soyadı Türkçe anlamıyla Hundert yani 100, Wasser yani Su anlamına geliyor. Savaş sonrası Viyana’da Güzel Sanatlar Akademisine gidiyor. Dünyayı görme heyecanıyla çıktığı geziler sayesinde dünyanın farklı köselerini gezerek sanatını etkileyecek şeyler öğreniyor. En belirgin ders; insanların doğaya ait olduğudur ve buna göre doğanın çeşitliliğinin ve rengarenk oluşunun bize sonsuz mutluluk verdiğidir. Doğayı ve insanı seven Hundertwasser, ressamlık ve mimarlık eğitimi alıyor. Yaptığı binalarda vurgulamak istediği öncelikli tema insanın mekana uyum sağlaması ve mekanın yaşayan bir organizma olması gerektiği.  Grüne Zitadelle örneğinde mimar, ev sahiplerinin içinde yaşadıkları evleri zamanla değiştirtip onlara en uyan haline getirmelerini özellikle istiyor. Klasik mimariye ve tarihi eserlere karşı bir kural olarak burada yasayanlar pencerelerini balkonlarını renklendirebiliyorlar. Tek bir kural var, kollarının pencereden dışarı uzandığı yere kadar boyayabilirler!

Hunderwasser´in diğer yapılarından ses getiren bazılarına not düşmek istiyorum. Japonya’daki Maishima Sludge Center, Essen şehrindeki Ronald McDonal Çocuk yardım evi, Kaliforniya´daki Quixote Şarap evi gibi hepsi de bir fırsat bulup muhakkak gezilesi keyifli yerler. 

Grüne Zitadellenin bulunduğu şehir Magdeburg, Bauhaus´un dogdugu Weimar ve Dessau sehirlerinin ortasında. Klasik ve modern mimariden tümüyle ayrı, aykırı bir tarz. Şehirliler geleneklerine oldukça bağlı ve şehrin yapısını büyük oranda değiştiren bu dikkat çekici binaya ilk başta çok tepki gelmiş ama kısa zamanda hızla sevip benimsemişler.  

Binanın tasarımında mimarin vermeye çalıştığı mesaj binaların insanların önüne geçmemesi gerektiği. Bu yapıda hiçbir detay mükemmel değil, tekdüzelik yok, renkler ve farklı dokular var. Yasayanlar burada kendilerini iyi hissediyor.  Mimara göre binalar insanlara hizmet etmeli ve doğaya uyum sağlamalı.  Hundertwasser Grüne Zitadelle´yi kullandıkça zamanla doğallaşıp güzelleşen bir mekan olarak tasarlamış. Bu nedenle tasarımın süreci aslında sonsuza kadar devam edecek.

Bina tümüyle pembe renge boyalı ve hiç bir çizgi bir diğerinin aynısı değil. Toplam 55 daire, restoranlar, marketler, çocuk kreşi, yoga merkezi ve tiyatro salonu bile bulunan bir yaşam merkezi. Binanın çatıları komple çimle ve ağaçlarla kaplı. Altın rengine boyanmış toplar, yatayda ve dikeyde bolca serpiştirilmiş rengarenk seramiklerle kaplı sütunlar hem çocukları ve hem de büyükleri, çocuklar gibi, çok heyecanlandıran sanatsal dokunuşlar. Bu binanın bir başka eşini yapmak tam anlamıyla imkansız. Hundertwasser´in çocuklar tarafından bilinip, sevildiğini tahmin etmek çok da zor değil. Çocuklar renkleri ve doğayı sever. Büyüdükçe betonları ve minimalliği sevmeye başlarız ama asıl hayat ağaçların arasında bekler.

Grüne Zitadelle´nin içerisinde sürekli mimari turlar düzenleniyor. Binaya yakından baktığınızda daha da bir hayran kalıyorsunuz. Sanatçı olabildiğince geri dönüştürülmüş eski inşaat malzemeleri kullanmış. Örneğin binanın dış cephesinde kullanılmış çatı tuğlalarını kırarak dış giydirme yapmış.Fotograf: Meriç SelzerFotograf: Meriç SelzerFotograf: Meriç SelzerFotograf: Meriç SelzerFotograf: Meriç SelzerFotograf: Meriç SelzerFotograf: Meriç SelzerFotograf: Meriç Selzer Fotograf: Lizbon Metro duvarindaki Hundertwassera ait resim, 686A SUBMERSION OF ATLANTIS.Fotograf: Bernd Lötsch. Hundertwasser Viyana’daki stüdyosundaki yeşil çatıda.Fotograf: Richard Smart. Lale ağacının altındaki Hundertwasser mezarı.

Hundertwasser in websitesinden aldığım bir şiir ile yazımı sonlandırıyorum…

I Close My Eyes Halfway
Just As When I Conceıve Paıntıngs

And I See The Houses Dunkelbunt
Instead Of Ugly Cream Colour
And Green Meadows On All Roofs
Instead Of Concrete.

I Am Lookıng Forward
To Become Humus Myself
Burıed Naked Wıthout Coffın
Under A Tree
On My Land In Ao Tea Roa.

Hundertwasser, 1979