X


DOĞANIN MİMARİYE GÖRÜNÜR ETKİLERİ VE BİR İZLANDA HATIRASI “Hallgrímskirkja KİLİSESİ ve Harpa Konser Salonu”

image banner

Fotograf: Michael Selzer
İzlanda, tasarım tutkusu olan ve yaratıcı işlerle uğrasan herkesin mutlaka görmesi gereken bir Avrupa ülkesi. İzlanda’nın doğası insanın nutkunun kesileceği bir güzelliğe sahip. Siyah kum sahillerinden volkanik toz çöllerine, geceleri görülebilen kuzey ışıklarından süt kıvamındaki mavi termal havuzlarına (blue lagoon), en yüksekten akan ve en geniş çapa sahip olan şelalelerinden yemyeşil yosun tarlalarına, yer altından şişip göğe patlayan kaynar su gayzerlerden akil almaz buzullara kadar adeta bir göz şölenidir. Doğanın kıyaslanamaz gücü karşısında ayaklarınız yere basar ve ruhunuz dinlenir.

Bu volkanik ada ülkenin Viking kökenli enteresan bir geçmişi var. 1944´de tam bağımsızlığını ilan eden ülkenin ekonomisini balık ve deniz ürünleri oluşturuyor. Hidrolik ve jeotermal enerji kaynakları sayesinde ülkenin kendi kendine yeten muazzam bir enerjisi var. Birçok evin terasında sıcak havuz var ve bu havuzlar sürekli olarak sıcak tutuluyor en soğuk kış günlerinde özellikle. Adanın altı tümüyle magma ile kaplı olduğu için hiç bir su ve enerji sorunları yok. Hatta sıcak havuzların sürekli sıcak tutulması daha bile ekonomik oluyor, tekrar ısıtmaya çalışmaktansa.

Fotograf: Michael SelzerFotograf: Meric SelzerFotograf: Meric SelzerFotograf: Meric Selzer
İzlanda’nın şehir merkezlerinden uzaklaştıkça içinizi garip bir yalnızlık hissi kaplar, “Burası hangi gezegen, yoksa ayda mi yürüyorum?” diye düşünebilirsiniz. Ortalama 330 bin kişilik bir nüfusu olan bu ülkede kilometrelerce gidip hiç kimse görmemek mümkün. Bazı bölgeler o kadar boş ki İzlanda’da yaşayanların hayaletlere inanma hikâyelerine katılmamak işten değil. Yol kenarında terkedilmiş arabalar, ya da bomboş duran içinde halen yanan bir lambası olan torf evler gerçekten iç ürpertici. Doğanın sınırsız gücü, bazen bir fırtına kopartıp size en korkulu anları yasatabilirken gökte dans eden bir kuzey ışığı kümesine denk gelirseniz unutmayacağınız bir hayranlık yaratabilir. Ve bunların hepsi ile bir ada ülkede karşılaşabilirsiniz.

Fotograf: Michael SelzerFotograf: Meric SelzerResim: Meric SelzerFotograf: Michael Selzer
Yaratıcı beyinler için bu kadar esinlenme kaynağı olan bir ülkede çağdaş mimarinin de çok gelişmiş olacağını tahmin edebilirsiniz. Size bahsetmek istediğim mimari yapılardan biri başkent Reykjavík'de bulunan 74,5 metre uzunluğundaki Hallgrimskirkja klisesi. Digeri yine başkentte bulunan Harpa Konser Evi. Farklı yüzyıllar, farklı sanatçılar ama aynı esin kaynağı, o da doğa! Bazalt Sütunları.

Hallgrimskirkja´nin mimari Guðjón Samúelsson İzlanda’nın doğasında bulunan bazalt sütunlar, sivri dağlar ve hayranlık uyandıran buzullardan birebir olarak etkilendiğini belirtiyor. Başkentin sembolü haline gelen, 1940´lar da başlayıp 1986´da tamamlanan bu klise modernizm ve natüralizm temalı ekspresyonist mimaridir. Binanın önünde bulunan önemli kâşif Leif Erikson´nin heykeli de Amerika’dan İzlanda’ya hediye olarak gönderilmiş.

Bazalt Sütunlar ya da Bazalt Kayalıkları adı verilen doğal olarak altıgen seklinde geometrik formda oluşan bu volkanik tas yapı aslında dünyanın birçok yerinde var, Namibya dan Brezilya hatta Türkiye'de Sinop'ta bir örneği bulunur. Bu çok enteresan oluşumun nedeni kısaca söyle açıklayabilirim. Yanardağdan akan bu lav ortalama 1100 - 1250° C kadar yüksek bir sıcaklıktadır ve hızla hareket eder. Yeryüzüne değdiği anda hızlıca soğumaya baslar. Aşağıdan yukarı, merkezden dışa doğru soğurken uzunlamasına kırılmalar oluşur. Bu kırılmalar şaşırtıcı şekilde net altıgenler seklinde sütunları oluştur. Kristallerin ya da her biri birbirinden farklı olan kar tanelerinin geometrisini düşünürseniz o kadar da karmaşık bir form değil aslında bu altıgenler. 

Fotograf: Michael SelzerFotograf: Michael Selzer Fotograf: Meric SelzerFotograf: Meric Selzer Fotograf: Meric Selzer
Diğer örneğimiz, Reykjavík'de, Hallgrímskirkja klisesine yürüme mesafesinde bulunan, 2011'de kapılarını açan Harpa Opera Evi. Binanın mimari Henning Larsen Architects cephe tasarımı için özel bir isimle çalıştı. Louis Vuitton mağazalarındaki “Eye See You” enstalasyonunun sanatçısı olan Olafur Eliasson. Bu muazzam cephe tasarımı, bazalt sütunları andıran altıgen formdaki cam tuğlalardan oluşuyor. Çok yüzlü cam cephe geometrik bir çözümleme. Cephedeki bu geçirgen ve değişik açılara sahip olan yüzey, güneşin yer değiştirmesiyle birlikte şehrin ışığını geri yansıtıyor. Gece ise içerisindeki değişik renkli LED ışıklar yanıyor. İngiliz Gramophone dergisine göre Harpa Concert Hall, dünyanın en iyi 10 Opera evi arasında ve daha da önemlisi Harpa Konser Salonu ve Konferans Merkezi 2013 yılında Mies van der Rohe ödülünü kazandı.

Fotograf: Giant’s Causeway, Northern Ireland. Hexagonal basalts. Wikipedia´dan alınmıştır.Fotograf: Meric SelzerFotograf: Meric SelzerFotograf: Meric Selzer