X


MİLANO'NUN GÖZBEBEĞİ SALONE DEL MOBILE'DEN 2019 NOTLARI...

image banner

Fotoğraf : Meryem Bursalı

Bu sene 58.’si gerçekleşen Milano Tasarım Haftası, namı diğer Salone del Mobile, her sene olduğu gibi bu sene de şehrin en canlı, heyecanlı ve kıpır kıpır geçen haftası oldu.

İlki 1961'de gerçekleştirilen fuarın amacı İtalyan mobilya üreticilerini tek çatı altında toplamak iken, zaman içinde uluslararası bir üne kavuşarak dünyanın her yerinden üreticilerin buluşma noktası haline gelmiş. Tasarım dünyasında hemen herkesin ilgisini çeken fuar sayesinde Milano'nun nüfusu da 1 hafta boyunca gözle görülür bir artış yaşıyor. Arz talebin çok verimli geçtiği bir hafta denebilir. Öyle ki, firmalar yeni bir ürün lansmanı yapmak için Salonehaftasını bekliyorlar. 

Benim de Milano'yu ilk ziyaret sebebim Salone' yi gezmek idi. O seyahatin, daha sonra 14 kez daha katılacağım tasarım haftalarının 15.’si olacağını nereden bilebilirdim! Fuarın, seneler içinde gitgide büyüdüğüne, hatta devleştiğine şahidim. Fuarın ana binasında toplam 230 bin metrekareyi kapsayan sergi alanları dışında, bir de tüm şehre yayılan sergiler ve sunumlar var. Fuori Salone(fuar alanı dışında) olarak adlandırılan şehir içindeki sergilerin toplam 1200'ü bulması sebebiyle hepsine yetişmek artık mümkün değil.

Fuori Salonedahil olmak üzere, gezebildiğim kadarıyla genel olarak mobilya tasarımlarında 70'lere dönüş, mekanlarda duvardan duvara halı döşenmesi, enstalasyonlarda veya ürünün kendinde ham malzeme kullanımı, varoluşu sorgulayan ve sürdürülebilirliğe önem veren konsept yaklaşımları göze çarpıyor.

Ancak yukarıda çizdiğim genel hatlar dışında dikkatimi çeken 3 unsur var: Enstalasyonlardaki kumaş kullanımı, basit geometrik formlara uygulanan çarpıcı renkler -özellikle ultramarin mavisi- ve Milano'nun bilumum yerlerinde açılan *pop-up kafeler.

Sanki senelerdir hak ettiği ilgiyi görmeyen ancak sonunda keşfedilen bir sanatçı gibi, perde, kariyerinde zirve yapmışa benziyor! Bazen bölümler arası paravan, bazen sunulan ürüne fon görevi gören perde, hemen her enstalasyonda mevcut. Dökümlü yapısıyla hem ortamı yumuşatan hem de teatral kılabilen bir özelliğe sahip.

Özellikle bu sene yanmaz sertifikalı birçok yeni kumaş ürünün piyasaya sunulmasında da perdenin bu kadar yaygın kullanılmasında etkisi olduğunu düşünüyorum. Kvadrat'ın incecik tüllerden oluşan yanmaz sertifikalı koleksiyonu kamu alanı tasarımları için son derece cezbedici.Nilufar Depot (Fotoğraf: Meryem Bursalı)Nilufar Depot (Fotoğraf: Luca Rotondo)HEM (Fotoğraf: www.hem.com)HEM (Fotoğraf: Meryem Bursalı)HEM (Fotoğraf: www.hem.com)HEM (Fotoğraf: www.hem.com)Dimore Studio (Fotoğraf: Filippo Messina)Dimore Studio (Fotoğraf: Meryem Bursalı)Dimore Studio (Fotoğraf: Filippo Messina)Paula Cademartori x Bitossi Home (Fotoğraf: Meryem Bursalı)Cristina Celestino x Besana Carpet Lab (Fotoğraf: Cristina Celestino)
Bu sene enstalasyonlarda canlı renkler kullanmaktan çekinmeyen birçok tasarım vardı. Örneğin Patricia Urquiola, tasarladığı Cassina Showroom'unda hiç beklenmedik renkler karşımıza çıkardı. Temel geometrik formlara uygulanan, neredeyse fosfora çalan renkler, dikkatleri üzerine çekmek için çok çarpıcı bir yöntem. Farklı stantlarda en sık karşıma çıkan renk ise, ultramarin mavisi.

Ultramarin denince aslında ilk akla gelen, Fransız ressam Yves Klein'ın ultramarin mavisinden yola çıkarak bulduğu ve 1960 yılında patentini aldığı 'Uluslararası Klein Mavisi'. Tam olarak aynı olmasa da Klein mavisine çok yakın olan ultramarinin kullanımı yeni bir trendin habercisi gibi.

Derinlik, canlılık ve pigment dengesindeki özgünlük, rengin bütün maviler arasından sıyrılmasını sağlıyor.Kvadrat Showroom (Fotoğraf: Meryem Bursalı)Kvadrat Showroom (Fotoğraf: Meryem Bursalı)

Panter & Tourron'un Tense Collection adını verdiği, çok hafif ve taşınabilir yaşam alanı seti.

Roberto Sironi'nin insanlığın doğa ve teknoloji ile ilişkisini konu aldığı Human Code adlı sergisi. (Fotoğraf: Federico Villa)

İtalyan terracotta saksı üreticisi Ugo Pozzi'nin standı (Fotoğraf: Henrik Blomqvist)

Hollanda'da gerçekleştirilen New Material Award'dan geri dönüşümlü bir cam malzeme. (Fotoğraf: Meryem Bursalı)
*Pop-up kafeler bu senenin en favori enstalasyon konsepti olarak Milano'nun farklı yerlerinde karşımıza çıktı. Fiziksel açıdan oldukça yorucu geçen Salone'de oturup soluklanmak, yemek yemek veya bir kahve içmek için harika bir pit stop oluşturan kafeler, markaların ürünlerini sunmak için de çok uygun bir seçim. Sandalyeden aydınlatmaya, masadan bardağa kadar tasarımların toplu halde 'uygulamalı' görülebildiği kafeler aynı zamanda enstalasyonu gidip görmek için ayrıca bir motivasyon sebebi oldu.

Caffè Populaire. Montreal'li tasarım ofisi Lambert&Fils, Milano'lu tasarım ofisi DWA Design Studio ile tasarladığı Caffè Populaire, büyük ilgi gören enstalasyonlardan bir tanesiydi. (Fotoğraf: DWA web sayfası)

Caffè Concerto. Milano'nun tarihi pastanesi Cucchi'yi baştan giydiren tasarımcı Cristina Celestino'nun esin kaynağı 30'lar Paris kafeleri olmuş. (Fotoğraf: Cristina Celestino web sayfası)

The Manzoni. Meşhur tasarımcı Tom Dixon'ın baştan sona kendi tasarımlarından oluşan The Manzoni, tasarım haftası bittikten sonra kaldırılmayan ve Milano'nun temelli kafelerinden biri haline gelen tek kafe. (Fotoğraf: Josh Rubin)

Rochella Canteen. Tekstil markası Kvadrat'ın bünyesinde yer alan kafe, Londralı meşhur kafe Rochella'nın geçici bir şubesi. No Man's Land isimli enstalasyonun sanat yönetmeni ise, Kvadrat'a tekstil koleksiyonlarıda yapmış olan, dünyaca ünlü modacı Raf Simons'tan başkası değil. (Fotoğraf: Domusweb.it)