X


image banner

KELİMELERİN PEŞİNDE...

YELİN EVCEN

Y az                  Tatil
E leştiri            Acımasız
L ezzet             Kilo
İ z                     Bırakmak için uğraştığımız
N adir              İddialı

E ğlence           Olmazsa olmaz
V efa                 Borçluyuz
C esaret            Yaşamın kendisi
E ntelektüel      Ayrık, entelektüel tanımının bir duvar oluşturduğunu düşünüyorum
N ostalji            Siyah-Beyaz

GÖNÜL ARDAL

G üç                  Kuvvet
Ö ngörü            Hissetmek
N ükte               Gizem
Ü topya             Uçuk
L eke                 Eskiz

A bartı               Benden uzak
R itüel               Sıkıcı
D etay               Beni tanımlıyor
A ile                  Benim için her şey
L imit                Aşılabilir

DAHA İYİSİ NASIL OLUR?

+Mimarlık eğitimi
Y.E. Bence daha uygulamalı, daha hayatla iç içe, daha sanatla iç içe olması gerekiyor. Okuldan mezun olanların gerçek hayattaki mimarlık ya da yapıdan çok kopuk olduklarını görüyoruz. Türkiye’deki eğitimde sanatın çok  eksik olduğunu düşünüyorum. Mimarlık tek başına değerlendiriliyor ama ne heykelle, ne resimle, ne müzikle iç içe değil. Aslında yapı dediğin sanatla iç içe olmalı. Sanatla olan bu kopukluk, hayal gücü zengin öğrenciler yetişmemesine sebep oluyor. Herkes kendi çabasıyla hayal gücünü zenginleştirmeye çalışıyor. Bir diğer nokta da daha özgüvenli öğrenciler yetişmeli ama bu özgüven sadece ‘Ben mimarım’dan gelen boş bir özgüven değil, gerçekten altı dolu, bir şeyleri yapabileceğine inanan, hatta Onun çizdikleriyle bir coğrafyanın değişebileceğinin bilincinde ve sorumluluğunda olan öğrenciler yetişmeli.

G.A. İç mimarlık mezunu olduğumdan o açıdan cevap vereyim. Geçen aylarda bir okulda gittiğim söyleşide karşılaştığım bir durumu anlatmak istiyorum. Gittiğim okul iç mimarlık eğitim veren bir özel okuldu. Ahşap atölyeniz var mı dediğimde yok cevabına çok şaşırdım. Benim okuduğum dönemde üniversitede yaptığımız tasarımları ürettiğimiz atölyemiz vardı. Tasarımlarımızı üretirken bütün süreçleri görür, yeri geldiğinde zımpara yapar, birleşim detaylarını incelerdik. Ben mezun olalı 20 yıl olacak neredeyse... Teorik olarak öğrendiklerinizi pratikle birleştirdiğinizde bilgiyi tamamlıyorsunuz. Sonraki süreçte detayları ve çözümlemeyi görmeden çizmeniz mümkün değil aslında. Ben teori ile uygulamayı pekiştirerek eğitim verilmesinden yanayım. Öğrencilik sürecinde mimari ofislerde çalışmak zorunlu olmalı. Ben okurken çalışmaya başladım, bir avantajım da aile büyüklerimin atölyeleri vardı. O atölyelerde çok vakit geçirdim. Talaş tozunu yutmuş birisiyim ve bunun çok faydasını gördüm. Bir diğer konu da mimarlık ve sanat tarihi dersleri veriliyordu ama fotoğraf şeklinde slaytlarla geçiliyordu. Keşke anlatılan şehirler gezilerek, yurtdışı gezileriyle birleştirerek eğitim veriliyor olsa. Gezdiğinizde o kültürü de alıyorsunuz, hem görüyorsunuz, hem de yaşıyor ve hissediyorsunuz. Burada biz büyük şehirde yaşadığımızdan yine şanslıyız belki ama özellikle Anadolu’daki öğrencilerin gözlem şansı daha az. Sonuç olarak teorik ve uygulama mutlaka bir arada verilmeli.   

+Kent
İnsan toplulukları olarak önce kentleri inşa etmişiz, sonra kentten kaçmaya çalışır hale gelmişiz. Modern dünyada inşa ettiğimiz her şeyi sorgular vaziyetteyiz. Dolayısıyla bu durum nasıl oluşmuş oraya bakmalıyız. Kendi kendimizi kent hapishanelerine mi hapsetmişiz de kentlerden  kaçmaya çalışıyoruz sorgulamak lazım. Sonunda insanca yaşanamayacak yerler haline getirmişiz.

Daha iyisi nasıl olur dersen, özümüze dönüp insan nasıl mutlu olur diye düşünmek lazım. İnsanın doğasında doğa var! Ama doğadan uzak bir kentleşme var. Doğada yaşadığımızda da bir korunak aradığımız için aslında ikisinin ortası çok güzel. Ölçek fazla büyüdüğünde sorun oluyor. Kentleri kasabalaştırmak çözüm olabilir. Ulaşım artık rahat. Bunu kullanarak, birbirleri arasında gidip gelinebilen daha küçük yerleşim yerleri yapsak güzel olabilir. Büyük kentte yaşıyoruz ama kendimizi küçük bir sınıra alıyoruz, ev iş okul arasında. Büyük bir kentteyiz ama o koca kentte dolaşmıyoruz her gün. Yine de, çok yakın mesafelerde bile olsa kentin kalabalığından ve trafiğinden nasibini alıyorsun. Benim hayalim daha küçük nüfuslu, daha küçük yüz ölçümlü, birbirine yakın küçük küçük kentler...

G.A. İstanbul aslında çok güzel bir şehir. Biz küçük bir bölgede yaşıyoruz, istediğimiz, sevdiğimiz gibi parka yakın bahçeli bir yerde çalışıyor ve parkın yakınında oturuyoruz. Ama maalesef son yıllarda çok ciddi bir betonlaşma var. O nedenle kentleri, özellikle İstanbul’u gece ışıltısında daha çok seviyorum. Geçenlerde Isparta’ya geziye gitmiştik, orada da ciddi bir yapılaşma vardı. Ama akşam ışıltısıyla kent çok güzel bir yere dönüşüverdi. Nasıl daha iyisi yapılabilir dediğimizde belki çok klişe olabilir ama çok ciddi bir şehir bölge planlaması yapılması lazım. Biz bu dönemde Yelin ile ofisimizde sistem kurmak üzerine çalışıyoruz. Biz 20 kişilik, küçük ölçekte bir ofisiz ama işe yeni başlayanlar için burada işlerin nasıl yapıldığını anlatan bir Gönye el kitabımız var mesela, Kentler için de böyle bir şey yapılmalı. Çok farklı kültürlerden çok farklı insanlar bir arada yaşıyoruz. Kentin yaşam kitabı gibi bir el kitabı olsa, kentte yaşam eğitimleri verilse daha iyi olur diye düşünüyorum. Bir de en önemlisi, çok ihmal ettiğimiz doğa. Keşke daha çok yeşil alanlara yer veriliyor olsa. Yeşil alanın olduğu bir manzaradan daha çok ilham alıyorsunuz.  Ama bugün çok az yeşil alan içinde yaşıyoruz. Bu da yine aynı yere geliyor, Kentler için şehir bölge planlaması en önemli konu...

+İç Mimari
Gönye ile çalışarak:)
Önce mimarların iç mimarlığı bir meslek olarak kabul etmesi gerekiyor. Her şeyi biz yaparız fikrinden çıkmaları lazım. Günümüzde uzmanlaşma var, bir doktor vücudun her yerine bakmıyor. Mimarlık firması iç mimarlık yapmak istiyorsa kendi iç mimarlık bölümünü kurmalı ve yapmalı. Ama iç mimarlık mimarlığın altında ezilen, vakit kalmayan ve bir şeyler seçilip, karalanan bir şey oluyor. Bu da mekanlarda fark ettiğimiz ruhsuzluktan algılanıyor. Bence iç mimarlığın amacı en başta insanlara içinde keyifle yaşanabilir mekanlar üretmek olmalı, doğru işlevi ve doğru hissi veren, doğru ışığı kullanan, doğru malzemeyi seçen. Ben bir mimarım ama iç mimarlık yapıyorum, o nedenle daha iyi analiz edebiliyorum. Mimarlar bu şekilde düşünmüyorlar, mimarlar binalarını bir eser olarak görüyor ve iç mekanı binayı güzelleştirecek alan olarak görürken iç mimarlar insana hizmet edecek mekan olarak düşünüyorlar.  Sen mesela binam dışardan brüt beton diyerek içeriyi de brüt beton yapıyorsun ama içinde yaşayacak olan insanın o brüt betonun içinde nasıl hissedeceğini düşünmüyorsun. Orada da kopukluk başlıyor, neden mimarlık insanlardan, kullanıcılardan bu kadar kopuk... Sebebi bu bence. Bugün iç mimarlıkta uzmanlaşmanın yanında alt dallarda uzmanlaşma da var. Konut, sağlık yapıları, eğitim gibi. Artık çok hızlı iş yapıyoruz. Kimsenin yıllarca senin araştırmanı bekleyecek zamanı yok. İç mimaride ilk gelişme mimarların işi uzmanına bırakmasıyla başlamalı, sonrasında iç mimarlara güveniyoruz zaten, geri kalanını yapacaklardır.

G.A. Bizim özen gösterdiğimiz konulardan bir tanesi tam da Yelin’in anlattığı şey. Mimari ile iç mimarinin uyumlu olması çok önemli ve biz öncelikle binanın nasıl bir mimarisi var ve nasıl dengeli bir çalışma yapabiliriz diye bakıyoruz. Aydınlatma iç mimaride bir diğer önemli bulduğumuz konu. Oran çok önemli iç mimaride. Mekanın yüksekliğine, derinliğine bakıp, tasarlarken insanı ölçek olarak almak gerekiyor. Gerekli durumlarda yüksek tavanlı mekanlarda insan ölçeğine yaklaşmak için oturma alanlarında tavanları düşürüyor ama yükseklik algısını hissettirmek için de düşey elemanlar kullanıyoruz. O zaman dengeyi sağlayabiliyorsunuz, tabii ki her şeyden önemlisi renk ve dokunun uyumu. Ama hepsi bir bütün.

Biz projeye başlamadan önce müşterilerimize 2-3 sayfalık bir anket yapıyoruz. O anket cevaplarını aldıktan sonra verilen kriterlere göre tasarım yapıyoruz. Tasarımımız hem müşterinin beklentilerini karşılayıp hem de hayal ettiğimiz gibi oluyorsa başarı arkasından geliyor.

Her zaman daha iyi nasıl yapılabilir üzerine çok çalışıyoruz, araştırıyoruz.

Y.E. Biz ‘nasıl daha iyi yapılabilir’ in şöyle de bir cevabını bulduk, aslında hiçbir şey birbirinden kopuk değil. Ne kadar diğer tüm disiplinlerle entegre çalışırsanız o kadar başarılı oluyorsunuz. Bir ofisin mesela firmanın vizyonuyla uyumlu olması lazım.  Son dönemde bir Google ofis modası çıktı. Tüm ofis tasarımları birbirine benziyor. Daha geleneksel mentalitede bir firmayı Google ofise yerleştirdiğinde mesela iş saatleri içinde bilardo oynamasına izin verecek mi. Ya da ev, geleneksel ev hayatına sahip birine trend diye çok modern bir ev çizerseniz o entegre olamayacaktır. İnsanların yaşam tarzlarıyla uyumlu mekanlar tasarlayabilmek lazım.  Yeni mekanlara taşınırken yeni hayaller oluyor. Siz hem yeni hayalleri sunmalı hem de eski alışkanlıkları çöpe atmamalısınız. Daha iyi iç mimari için daha yüksek iletişim diyebiliriz.

+Teknoloji
Y.E. Teknoloji çok hızlı gelişiyor ve değişiyor. Takip edebilmek ciddi zor. Takip ettiğinizi de alıp hemen uygulamak zor, çünkü herkes denenmişlik istiyor. O nedenle yurtdışında görüp çok beğendiğimiz uygulamaları hemen adapte edemiyoruz. Birileri cesaret edip kullanmadan önce işvereni ikna etmek zor.  Teknoloji iç mimaride çok hızlı uygulayabildiğimiz bir şey değil. Akıllı ev sistemleri mesela, yapıyorsunuz ama onu kullanmıyor, çünkü çok detaylı geliyor. Ya da dokunmatik armatürler mesela asla istemiyorlar. Ne kadar teknolojikse o kadar çabuk bozulur düşüncesi ile ilk tepki güvensizlik oluyor diyebiliriz.  

G.A. İç mimarlık üretiminde teknolojiyi çok fazla kullanamıyoruz. Teknik programları yine insan gücüyle kullanıyoruz. Farklı sektörlerde çok kullanılıyor ama bizim sektörümüzde geçerli değil.

Y.E. Aslında yapay zekanın pek çok işi yapabileceği tek yapamayacağının yaratıcılık olduğu söyleniyor. O yüzden şanslı bir mesleğimiz var.

+Sürdürülebilirlik
Y.E. Bugünün dünyasında çok dikkat etmemiz ve bilinçli tercihler yapmamız gerekiyor, ama Türkiye’de bu konu gösteriş gibi geliyor bana. Bu kadar saçma binalar yapıyorsunuz, insan ölçeğine uymayacak beton yığınları yapıyorsunuz sonra hiç olamayacak bir yere bisiklet parkı yapıyorsunuz, ya da parka elektrikli araba prizi yapıyorsunuz. Bunun üzerinde düşünülmeye başlanması ümit verici ama en kısa zamanda daha gerçekçi ve bütüncül sürdürülebilirlik planlamasına başlanması dileğindeyim.

G.A. Sertifika alınacak projelerimizde biz sürdürülebilir ürünleri seçiyoruz ama yatırımcı tarafından bütçe devreye giriyor. Ben ne yapabilirim ki diye düşünülmemeli. Kızıltoprak’ ta Eppek isminde bir fırın var mesela, ekmeğini almaya bisikletinle gidersen sana indirim yapıyor. Küçük bir şey gibi görünse de katkı sağlıyor.  O nedenle sorumluluk alarak çocuklarımızı, gelecek nesilleri bilinçle, iyi eğitmeliyiz bence.

Y.E. Aslında bunu yatırımcıların inisiyatifine bırakmak doğru mu? Devletin sürdürülebilirlik kriter sınıfı getirmesi lazım. İstanbul’daki yapılarda mesela, o kriterlerin içinde kalmayan malzeme kullanmamalısın. O zaman mantığı olur. Yoksa 100 projeden birinin sürdürülebilir olması çok anlamlı değil.

KİŞİSEL...

+Ne okuyorsun
Y.E. İclal Aydın’ın Üç Kızkardeş’i bitirdim, şimdi ‘Farklılaş ya da Öl’ kitabını okuyorum. Bu ödev kitabı aslında. Biz şu an satış, pazarlama ve dış ticaret eğitimi alıyoruz, bu programla ilgili ödev kitaplarımız var. Yeni şeyler öğrenerek yeni alanlarda gelişmeyi seviyorum.

G.A. Şu an 3 kitap okuyorum. Jeffrey Gitomer’in Küçük Platin Kitabı, Kelebek ve Dalgıç, Ev Anası

+Ne dinliyorsun
Y.E. Benim geçmişten bugünden karışık listelerim var. Bir kaç Türk grubu ve sanatçısı var takip ettiğim Sena Şener, Son Feci Bisiklet, Ufuk Beydemir, Yüzyüzeyken Konuşuruz… Yabancı Kovacs, Macy Gray, Saint Privat dinlediklerimden bazıları.  Eskilerden Queen, George Michael, Sting vazgeçemediklerim.

G.A. Çalışırken klasik müzik, sabah enerjimi yükseltmek için caz (Randy Crawford) , evde yalnızken dinlenmek istediğimde Joy Williams’ı dinliyorum. Bir de son dönemlerde çocuklarımın favorileri Drake ve XXXTentacion’ı dinliyoruz.

+Ne izliyorsun
Y.E. Yaz başından beri film izlemiyorum, dizi de izlemiyorum. Televizyonu açmıyorum ve çok mutluyum bu durumdan. Ama kışın muhtemelen yeni dizilere başlarım. Filmi ise sadece sinemada izleyebiliyorum, evde odaklanamıyorum. En son Mamma Mia2 müzikalini izledim.

G.A. Televizyon hiç izlemiyorum. Şahsiyet dizisine yeni başladım.

+Hobilerin
Y.E. Ben boş vakitten keyif alıyorum, eskiden daha çok yalnız olmaktan keyif alırdım. Şimdi daha sosyal olmaktan, farklı insanlarla beraber olmaktan keyif alıyorum. Mutlaka bir program yapıyorum. Yaz başından beri suluboya yapmaya başladım.

Müzik, şarkı sözü ezberlemek başka bir hobim. Herhangi bir müzik açık değilse mutlaka söylerim. Müzik dinlemek diye bir şey yok benim için, müzik benim  hayatıma her zaman eşlik ediyor.

Seyahat yine en büyük hobilerimden biri, otel beğeniyorum, yer seçiyorum, hepsine gidemesem de planlar yapıyorum. Gideceğim yerler için planlar yapmak, rota belirlemek yine hobim.

Bir de tenise başladım yine. Eskiden oynuyordum, oğlum büyüyünce tekrar başladım. 

G.A. Ben de suluboya resim çalışması yapıyorum Yelin gibi. Hatta Ona hediye bir resim yapıyorum şu anda. Resim yapmayı çok seviyorum. Zaten Mimar Sinan İç  Mimarlık’a el sanatları ile girdim. Çok seviyorum, yaparken tamamen kayboluyorum, kendimle baş başa kalıyorum. El sanatlarının her dalını seviyorum. İlerisi için hedeflerimden biri kendime bir el sanatları atölyesi kurmak.

Spor alanında pilates yapmak benim hobim. Yakın zamanda gerçekleştirmek istediğim hobilerim var biri keman çalmak biri de tenis öğrenmek.

+Hayattaki olmazsa olmazın
Y.E. Ben hayatta dengeye çok inanıyorum. Dolayısıyla hiç bir şeye olmazsa olmaz diye bakmıyorum. Tabii ki oğlum, ailem konunun dışında ama…

Hayatta her şeyin bir sebebi var ve biz kendimizin en iyisini gerçekleştirmek için buradayız diye bakınca olmazsa olmazlar benim felsefeme uymuyor.  Yeni şeyler öğrenmek, yeni deneyimler yaşamak için vazgeçmem gerekiyorsa vazgeçerim. Yaşadığım hayatı seviyorum.

G.A. İlk anda aklıma ailem geldi. Sonra ise üretmek ve çalışmak. Gerçekten çalışmaktan çok keyif alıyorum. Belki sevdiğim mesleği yaptığım için. Herkesin bu şansı var aslında ama keşke fark edilse.

+Mesleğin yenilerine vereceğin 3 tavsiye
Y.E. Daha faal bir üniversite hayatı yaşasınlar. Okul öyle böyle bitiyor. Ne ortalaman, ne kaç yılda bitirdiğinin önemi kalıyor. Rakamlara takılmasınlar. Mimarlık öyle bir meslek ki masa başında yapılmıyor. Yaşayarak, görerek, insanlarla, mekanlarla, şehirlerle iletişimde olarak yapılıyor. Herkes kendince, yapabildiği kadar fazla gezsin, fazla görsün, sergilere gitsin. Onların vizyonlarını açacak, hayal kurduracak aktivitelerde bulunsunlar. Bir veya daha fazla yabancı dil öğrensinler. Sadece mimar olarak değil, insan olarak kendilerini geliştirdiklerinde zaten daha iyi mimar da olacaklar. Bizde mimar olmak için insan olmaktan bir gıdım vazgeçme durumu var ama ne kadar doğru bilemiyorum.

G.A. Yelin’e katılıyorum, okul sürecinde daha aktif olsunlar. Bütünü görsünler ama detayı kaçırmasınlar. Bu bizim işimizde çok önemli.

İnsanlar yaş aldıkça değişebiliyor, kendilerine sınır koymasınlar. Sınırlarını aştıkça kendini çok daha iyi hissediyorsun.

DİĞER RÖPORTAJLAR