X


image banner

KELİMELERİN PEŞİNDE...

G üç               Gelecek
Ö vgü             Bilgi
R üya             Ön bilgi
K arar            Seçim
E şik              Karar anı
M erak           Bilgi

V efa              Dostluk
O yun             Zevk
L ütuf             Kötü bir şey, kimse kimseye lütfetmemeli
K orku            “Korkulacak tek şey korkunun kendisidir” , Wizard Oz
A şk                Çok güzel bir şey
N aif                Rüzgar

DAHA İYİSİ NASIL OLUR?

+Mimarlık eğitimi
Eğitim ve çalışma hayatım içinde hep çok çeşitliliğin olmasına özen gösterdim. Yurtdışında da aynı şekilde Pratt’de de okudum, Yeditepe’den mezun oldum, sonrasında çalışma pratiğimin büyük kısmı Lübnan’daydı. Yurtdışı eğitim sistemi ile en önemli fark şu; eğitimi alacak kişiye bir çok opsiyon sunuluyor ve bizde ise tek bir seçenek var , dolayısı ile seçenek yok aslında. Bu seçeneksiz sistem kapasitenin doğru değerlendirilememesine ve potansiyelin gerçekleştirilememesine sebep oluyor, bu aynı verimli bir ağacın kötü bir şekilde budanmasına benziyor.

Mimarlığı icra etmenin bin bir türlü yolu var. Biz mimar adaylarına sadece 4 yıllık kompakt ve jenerik bir eğitim sunuyoruz. Bir yandan da mimarlık okumayı isteyen fakat konuya çok hazırlıksız olan birinden - aslında ne yapacaklarını hiç bilemeyecek olanlardan-  çok şey bekliyoruz Branşlaşma bu konuda adaylara sunulacak en önemli etmen. Uygulama sırasında sahada daha iyi bir Mimar olacak ya da Proje Yönetimi’ne daha hakim olabilen Mimar’lar yetiştirebiliriz.  Dolayısıyla ilk 2 yıl temel mimarlık eğitimi olmalı, sonraki 4 yıl branşlaşma üzerine gitmeli. Kompakt tek bir eğitim sistemi olmamalı, okuldan mezun olduğunda mimarlık adayının branşını seçmiş olması lazım.  

Mimarlık eğitimi tabii ki uzun soluklu bir süreç, okulda başlayıp, ofiste ve hayatın içinde devam eden uzun bir süreç... Biz GVDS’de birlikte çalıştığımız arkadaşlarımıza çeşitli fırsatlar sunmaya çalışıyoruz. Öğrenmek istedikleri program olabilir ya da proje yönetim sertifikası ya da okulda yapacakları Yüksek olabilir, tüm bu isteklere maddi-manevi destek oluyoruz. Hiçbir ilişki tek taraflı ilerlemiyor, dolayısı ile bunu karşılıklı bir destek ve ilerleme olarak görüyorum.  Ofisimin tasarım ve projelendirme konusundaki başarısı tamamen bu ilişki şeklinden  geliyor. 40 yaşında hiç ortağı olmamış bir mimar olarak birlikte çalıştığın herkes potansiyel ortağın bence, bunun için de az önce bahsettiğim liberal ilişki türünü benimsemek gerekiyor ben şanslıyım ki karşılıklı bir durum söz konusu. fakat genel olarak karamsar değilim; bir şair ya da bir ressam, sanatçı kötümserlikten beslenebilir ve bir ürün ortaya çıkarabilir. Ama bir mimar; bir yapıcı her zaman iyimser olmak zorunda. Kötümser bir mimar olabilir mi?  Yaptığı binaların toplumu nasıl etkileyeceğini düşünmemek mümkün mü? Mimarlığın  toplumsal ve sosyolojik önemli bir görevi   var. Kötümser bir resmi muhatabı bulur   ve bu ikisinin arasında bir ilişki olur. Ama bir mimari yapının çevresiyle kurduğu ilişki, tecrübe eden insanların üzerinde yaydığı enerjiyi, tembihlediği şeylerin ne kadar iyi ya da yönlendirici olabileceğini biliyoruz ve mimarinin asıl önemi de bu yönlendirme, değiştirme olarak burada.

+Kent
İstanbul gibi bu kadar katmanlı bir metropolden, gelişmemesi ve dönüşmemesini bekleyemeyiz. İstanbul’un en büyük handikapı ve en büyük güzelliği şu ki hem deniz seviyesinde kıymetli bir yerleşim var hem de deniz seviyesinden uzaklaştığında da  değer kazanan birçok merkezi var. Sadece deniz ulaşımı arttırılsa, trafik periferiye alınıp iç trafiği düzenlesek kentin çehresi değişecek. Bunun dışında kentsel dönüşümün tek müsebbibi de mimarlar değil, masada kaç kişi oturuyorsa herkes  o oranda sorumlu, dolayısı ile çözüm tüm aktörlerin aynı masa etrafında bir araya gelebilmesinde.

Kentin iç trafiğinin akışında giderek daha iyiye giden bir tablo var, özellikle metro, Avrasya Tüneli, Marmaray gibi projeler kent trafiğine önemli katkıda bulundu. Umarım sıra deniz trafiğinin, Şehir Hatları’nın Boğaz ve Asya tarafında daha aktif olmasına sıra gelmiştir. Tüm bu trafik senaryoları çözüldüğünde, İstanbul’un kendi içinde merkezlerine ayrılması daha kolay hale gelecek, tabii bu merkezlerde yeşil alanların, yeterince olacağı gibi bir takım naif isteklerim var ama umarım gerçekleşir. Bunda en önemli şey Belediye ve Üniversitelerin  bir arada çalışabilmesi, bölgeler sosyokültürel ve ekonomik olarak iyi irdelenmeli ve buna uygun bir yönetim yerleşim planlanmalı..    

+Mimari
Mimarlıkla, mimari obje birbirinden çok ayrılmaya başladı. Estetik görünen  bir yapı fakat ondan bir kağıt ağırlığı yapsan da çok güzel olur, ters çevirip vazo yapsan da olur ..  Ama ‘neden öyle bir bina var’ı bilmiyoruz, içini okuyamıyoruz.

Sorun sanırım artık bunu  binadan okuyamıyoruz ve yapının hikayesine, anlamamızı sağlayacak birileri de çok az..

Mimari yapı/mekan  kendi lokaliyle, lokal insanlarıyla, lokal kültürüyle daha iletişim içinde olduğu zaman daha iyi olur. Ama ben bu konuda coğrafyacı biriyim. Belki yurtdışında eğitim almış ve çalışmış olmam, ülkeme dışardan bakmam, bana bunu kazandırdı. Oradaki yapıların nasıl kendi sosyo-kültürel, ekonomik ve geleceğe ait değerleriyle paralel ilerlediğini görmem buna izin verdi.

Mimarlık benim için; tam da benim için yapılmış bir eldiveni giymek gibi.

Mimarlık ile  ilişkimi anlatırken hep bu örneği kullandım ama bence bina ve bulunduğu çevreyle ilişki de hemen hemen bu. O kadar rahat, o kadar giyinme hissi gibi. Mimarlıkla içinde bulunduğu kent, ortamla ilişki de bu, insanlar onu bir eldiven gibi giyebiliyor olmalılar, ölçeği ne olursa olsun.

+Teknoloji
Ben teknolojiye çok hakim bir mimar değilim. Hala eskiz yapıyorum. Tabii ki ofiste bu eskizlerin gerçekleşmesi için gereken tüm yazılımlardan faydalanıyoruz. Kendi mimarlık ya da iç mimarlığım içinde de teknolojiyi kullanıyorum ama işe buradan başlamıyorum. Tasarıma insan ölçeğinden yani daha dokunulabilir olandan başlıyorum ama veri olarak tabii ki teknolojiyi kullanıyorum. Aksi mümkün değil tabii ki... Teknolojinin daha iyisi insanlığa daha iyi hizmet edeni. İnsana değil de insanlığa, çünkü insana daha fazla konfor alanı yaratması insanlık adına  her zaman iyi sonuç vermiyor.

+Sürdürülebilirlik
Neyi sürdürmek istediğimiz önemli. Biz yaptığımız binaların bizden sonra, yüzyıllarca sürmesini mi istiyoruz yoksa getirisinin mi sürmesini istiyoruz? Herhalde enerjinin sürdürülebilir olmasını istiyoruz ama  projelerde bütçe tarafı ortaya çıktığında “O kadar da sürmese de olur “ denebiliyor. Sürdürülebilirlikle imtihanımızı zaman gösterecek.

Mimar olarak, insanlar olarak bu kavrama ne kadar iyi niyetli yaklaştığımızı bence pratiğimiz gösterecek. Şu anda çok iyi gitmiyoruz. Enerji bakımından, 80’li yıllarda marketing yükseliyordu, herkes reklamcı olmuştu. Sonra gayrimenkul parladı. Son 10-15 yıldır tüm dünyada bir inşaat patlaması var. Şimdi bu sönümleniyor ve yeni konu enerji. Herkes kendi enerji santralini kurmak isteyecek mesela. Ya da telefonların ucundan kendi enerjisini sağlayabiliyor olacak ki bu iyi bir şey ama aynı zamanda kontrolsüz de bir şey. Nasıl bina yapmak kötü bir şey değilse ama bunu kontrolsüz yapmak işi canavarlaştırıyorsa enerji konusunda da aynı. Enerji üretimi konusunun halka iniyor olmasının kontrolsüzlüğü bize ne getirecek bilmiyorum. Sürdürülebilirliği biz o zaman göreceğiz. Bunun da bir kontrolü gerekecek. Biz de projelerimizde LEED ya da BREAM ile çalışıyoruz ama bu pratik meselesi. Ayrıca bu sadece mimarlar tarafından yapılabilecek bir regülasyon da değil, mimarlar düşünüldüğü kadar yürütücü aktörler değil. Bağlı olmamız gereken, kişisel yorumlarımızdan uzaklaştırılacak kurallar bütünü olmalı. Belediyeler o binanın ne kadar enerji sarfiyatı yapması gerektiğini gelecek 5 yıllık imar planına göre biliyor olmalı ve ben de ona göre tasarım yapmalıyım.

KİŞİSEL...

+Ne okuyorsun
Amin Maalouf  Doğu Limanlarını ve Engin Gençtan’ın İnsan Olmak kitabını okuyorum. Önceden okuduğum bir kitap ve şimdi tekrar elimde. Irvin D. Yalom’un Her Gün Biraz Daha Yakın’ını da eş zamanlı  okuyorum. Başladığım şeyi bitiremediğim ve bir çok kitabı aynı anda okuduğum bir dönemdeyim. Hepsi bir gün bitecek umuyorum.

+Ne dinliyorsun
Ben iyi bir klasik müzik dinleyicisiyim. Monica Huggett’ ın  Bach varyasyonlarını dinliyorum. Glenn Gould’un 1981’deki Goldberg Variations’ı her gün dinlediğim bir albüm. İki kayıt var. 1955’te daha klavsene yakın bir albüm,  1981 kaydında daha çok zevk alıyorum.    Bunun   yeni nesil Türk gruplarını seviyorum,  Yüz Yüzeyken Konuşuruz, Adamlar, DANdadaDAN (dağılmış bir grup ama müzikleri çok ama çok iyi )... Sen Birini Bana Android diye bir albümleri var bu aralar en çok dinlediğim albüm. Bir de sıkı bir post progressive rock dinleyicisiyim. Mogwai ve God Is An Astronot sevdiğim gruplar.

+Ne izliyorsun
Bu aralar diziler çok revaçta, ama ben iyi bir  dizi izleyicisi  değilim,  Starwars ve bilim kurgu fanıyım. Solo’ya gittim iyi geldi, Jurassic Park’a gittim ama  kötüydü.

+Hobin
Yelken ama aslında hobi değil bir hayat biçimi, nefes alma yolu, kendime yaptığım en büyük iyilik. İnsan neye inanıyorsa tanrı, doğa, kainat ona yaklaşacağı bir yol bulmalı. Bu benim için yelken. Hobim ise satranç diyebilirim.

+Hayattaki olmazsa olmazın
Aşk!

+Mesleğin yenilerine vereceğin 3 tavsiye
Ringten inmemek lazım, hayat uzun. Düşmek de var kalkmakta da var. Ama önemli olan ringde kalmak, asla dümeni bırakmamak.  

DİĞER RÖPORTAJLAR