X


image banner

T ecrübe  Etrafına örülen duvar, onun içinde düşünmeye başladığın için seni kısıtlar.
A n            En değerli şey
N üans      İncelik
J est          Bir ürünüme de ismini vermiştim, bir davranıştan çok bir duruş bence. Tatlı bir şey...
U s            Son derece ihtiyacım olan şey, bende kalmadı çünkü... Güzel, ama yalnız kalmaması gereken bir şey, yanına mutlaka zeka, çalışma, sevgi, ruh geldiği zaman gerçek değerine ulaşıyor. Kendi başına kuru, soğuk ve itici bir şey...

Ö z            Görünenin arkasındaki... 
Z anaat     
Taparım. Bir aile ya da bir sülale gibi bir şey. Ama ne yazık ki küreselleşme ile o ailenin dışına çıkıyor, farklılaşıyor. Esasında kültürün de büyük bir parçası öz, ama bu anlamıyla kaybediyoruz. Sebebi de iletişimin kolaylaşması... Geçen yüzyılda Karamürsel’de sepet yapan bir usta en fazla Bursa’da ya da Yalova’dakini görüp üretim yapıyordu. O nedenle de yaptığı Madagaskar’daki sepetten farklıydı. Şimdi ise o sepetçi 1 saat içinde Arjantin’dekini de Çin’dekini de görüyor, öyle olunca da öz kayboluyor.
E v           Huzur
L üks       Genelde tüm kavramlarda buz dağının görünen  kısmını algılıyor ve o sanıyoruz. Lüks denince de suyun üstünde kalan kısmı algılıyoruz. Onu altı çok büyük bir alan. Özetle, benim baktığımda bir konfordur lüks. Süsü püsü atıp bir yaşam konforu gibi algılarım ben lüksü. İmkansızlıklar içinde yaşayan insanın hayatında daha imkanlı, medeni bir durum yaratmak da lükstür aslında. Bir otel projesini yaparken lüks algımda bir başka aşamayı öğrendim mesela. Orada evinin içindeki rahatlığı ve özgürlüğü sana vermesi farklı bir lüks algısıydı mesela...
G üç         O da bir konfor, rahatlık, özgürlük... Hangi alanda bir güç varsa o alanda bir konfor sağlıyor.
İ dealist    Bunu saatlerce konuşmam lazım, sadece Idealist konusu değil Türkiye’deki tasarım alanındaki hikayeyi konuşmak lazım... Ama uzatmayım en basit ve kısa tanımıyla şunu söyleyebilirim Idealist benim için: En yakındaki umut...
N ormal   Özledik...

+Tasarımlarınızı (mekan veya obje) anlatan kelimeler...
Aura, ambient, zaman gezgini, güzel yaşlanan, iz, zanaat, sürpriz, karşıtlık, ritm, şaşkınlık, hayret, risk, özgür kalma... 

+En çok sizi yansıtan yapınız hangisi ve neden?
En baştan en sona kadar her işim yaptığım dönemlerdeki benim parçalarım.O dönemlerdeki kafa karışıklığımı ya da sakinliğimi yansıtıyor... Ama tabii ki gittikçe daha çok öğreniyorum. Daha çok öğrendikçe meslek içindeki virtüöziten de artıyor. Ama bu daha çok yansıtıyor da diyemem. 30 yaşındaki işlerimde naifliğimi görüyorum ama O da benim sonuçta. O işleri şu an yapmıyorum tabii, o çocuk değilim çünkü ama portfolyomda istemediğim iş yok. Aç kaldım yani ama istemediğim işi yapmadım.Öyle olunca da beni yansıtmıyor diyeceğim işim yok. En son yaptıklarım son fikirlerim, öbürleri de ilk fikirlerim. Bütün bu inşanın temelleri de orada, onun üstüne kurularak geliyor.

+İyi tasarım için olmazsa olmazlarınız neler?
Benim için ürün tasarımı, ya da mekan, grafik hepsi tasarım başlığı altında toplanıyor.  Tasarımı değerlendirmek için iki yöntemim var.  Ben bir tasarım yapacağım zaman sanal bir tartı koyuyorum ortaya, bu tartının 100 kefesi falan oluyor. İlk ağırlığı estetiğe koyuyorum, öbürünü ergonomiye, birini geri dönüşüme, biri pazarlamaya, diğeri paketlemeye, üretime... 100 kefeyi de doldurduğumda ve kefe yere paralel durduğunda o iyi tasarım oluyor. Ya da 100 satır açıyorum ve her satıra birini yazıyorum. İlki kullanıcı memnun olacak, ikincisi satıcı memnun olacak, üretici, paketleyen, taşıyan, nakliyeci, showroomdaki temsilci... ve son şıkta da Tanju memnun olacak diye yazıyorum. Bu 100 satırdan 70’ini memnun ettiysem Tanju’ya da 0,7 yazarım. İyi bir tasarım böyle oluyor, birinden birini yaptığında eksik kalıyor. Buzdağının görünen kısmını tanıyoruz ya biz, öyle değil işte altında bir dünya var. Bunları tabi yazarak yapmıyorum da zihinde oluyor, bedensel bir hareket oldu artık. İyi tasarım benim için bu.Zenger ile röportajımda geçmişti bu, en iyi oturma elemanı için belli ölçüler var. İnsan bir koltukta tek bir biçimde oturmuyor ki, yani en ergonomik formu verdiğinde en iyi koltuğu yapmış olmuyorsun. O koltukta oturma şekillerinin ortalaması onu en iyi koltuk haline getiriyor. Mekan için de aynısı geçerli. Ortamın tamamından iç mimarlığı tanımlıyoruz. 

+Farklı disiplinler mimarlığınıza nasıl dahil oluyor? 
Her şey... Benim hayatımda en sevdiğim şey, ailemden sonra mesleğim. Bir çocuğun oyuncağı, oyunu gibi... Oğlan çocuklarının top sahasıyla ilişkisi gibi benim mesleğimle ilişkim. Her sabah kalkıp koşarak geliyorum. Orda her şey oluyor, düşüyorsun dizin yaralanıyor, bacağın kırılıyor. 2-3 ay yatıyorsun fakat yatakta her sabah orda neler oluyor  diye düşünüyorsun, alçı  sökülür sökülmez koşuyorsun yine. Bir de kapı gıcırtısına göbek atan tipler vardır ya ben bu konuda öyleyim. Ne bulursam ona bir şey uydururum. Çevremdeki her şeyi tasarlayıp koyarım, satın almak yerine...Kanepe, koltuk, berber dükkanı her ne tasarlıyorsam direk onun benzerlerine bakmam. Deri kanepe yapıyorsam mesela kanepelere değil de kadın çantalarına bakarım, dikişlerini incelerim. Kemerdeki detayları yakalamaya çalışırım. Bunları kanepeye taşırım ve anında diğer kanepelerden farklılaşırım.Bazen müziğe bakarım, bazen edebiyata. Kültür kutuları diye kitaplıklar yapmıştım, sevdiğim 10 yazarın 10 eserinden sevdiğim bölümleri yazmıştım. Kitaplık yapmaktan değil dışında o metinlerin yazıldığı alüminyum lahitlere dönüştü tasarım. O kadar değer verdiğim şeyi ürüne çevirdim, kitapları kavrayan bir kitaplık yapmış oldum. Etki bu işte... Daha çok duygu vermek isterim, seni saracak, his geçecek...

+Müşteri istekleri tasarımlarınızı ne kadar etkiliyor?
Şahane sorular, alışılmadık cevaplarım var. 3 tip tasarımcı vardır. Biri ben ne dersem o olur der, ikincisi sen ne dersen o olur der. Üçüncüsü sen ne dersen o olur der. İkinci ile üçüncü aynı gibi görünüyor. Ben üçüncü gruba giriyorum. Müşteri ne derse onu yaparım ama beklediği gibi yapmam.Burada en önemli şey son derece iyi brief almak, onu iyi anlamak. Müşteri işi tanımlarken kendi referansları ile tanımlıyor, oradan sen kurduğu kelimelerden gösterdiği referanslardan esas söylemek istediğini, özü anlıyorsun. Esas amacı ne onu çıkarırsan tamamdır. Hep söylerim tam istediğini veririm ama beklemediği şekilde.Müşteriye güvenim artarsa ona da yaptırırım ama gitmek istemediğim bir yer varsa çaktırmadan oradan önünü kapatırım yani. Yine de istediği yere gitmesini sağlarım. Amaç istediğini vermek ve günün sonunda mutluluğunu görmek...+Neyle hatırlanmak istersiniz?
Kişiliğimle, insanlığımla. En sonunda sen nesin o önemli. Meslekle, işlerle falan değil...

KİŞİSEL...
+Ne okuyorsun

20’li yaşlarda hızlı okuma tekniğini örendim. Aynı anda bir kaç şeyi çok da hızlı okuyorum. Belli bir alana sıkışmadan okurum. Yazarların cümleleri kurmada çabasını görmeyi sevmem, bırakırım da. Bir de okuduktan hemen sonra unuturum ama bana verdiği duyguyu unutmam. Kitapla ilişkim cümleler değil hislerdir.

+Ne dinliyorsun
24 saat dinliyorum, bazen müzikle uykuya dalıp o melodiyle kalkıyorum. Para verip satın aldıklarımın %80’i cazdır. Cazın bütün alanını kapsar, etniğinden, popuna, asansör müziğinden, klasiklere... Kadın vokallere bayılırım, dünyanın her yerinden.

+Ne izliyorsun 
Çok az... Eskiden çok film izliyordum. Beni çok etkiler ama nitelikli bir şeye de rastlamak artık azaldı onun için çok iyi izleyici değilim. Seyredip unuttuğum için tekrar tekrar izlerim ama ilk sefer gibi...

 +Hobilerin
Müzik, resim, heykel, kitap, fotoğraf... Çok zamanımı alıyor, bayılıyorum. Motorsiklet, uzun süre yarıştım, deniz, su tekne... Bir de işim benim hobim, bazen tüm haftasonumu tasarımla geçiriyorum. Yeme, içme... Bu vakit ayırdığım bir şey. Lezzetlerin ve kokuların hikayesini seviyorum. Yemek de yapıyorum ama tariften yemek yapmam, aklıma gelenleri denemeyi severim.

+Hayattaki olmazsa olmazın
Aile ve iş... Benim iyi bir hayat tanımım basit: Koşa koşa işe git, koşa koşa eve git. İkisine de koşarak gidiyorsan bundan daha güzel bir hayat yok bence. Ben şanslı görüyorum kendimi...

+Mesleğinin yenilerine vereceğin 3 tavsiye-fikir
Kendileri bulsunlar, kim bilir ne salaklıklar yapıyoruz. Hatalı yaptıklarımızı doğru sayıp başkalarına verecek akıl yok bende. Sadece şunu söylemek isterim, her şeye baksınlar ama en çok kendilerine baksınlar. 

DİĞER RÖPORTAJLAR